İKİ ŞEHİR İKİ BİNA*

Zamanların birinde iki güzel ülkenin iki güzel şehri varmış. Bu şehirlerden birinin içinden çok güzel bir nehir, diğerinden ise iki denizi birbirine bağlayan boğaz geçermiş.

Bu iki şehre çok büyük iki bina yapılmış. İkisi de çok büyük kubbeli, ikisi de o zamanın en görkemlisi  imiş.  Binaları yaptıranlar, insanların tanrıya karşı hissettikleri yüceliği yansıtacak şekilde çok büyük ve etkileyici, daha güzeli yapılamayacak kadar güzel ve heybetli binalar olmasını istemişler.

Nehirli şehrin binasının yapımı yüz yıldan fazla sürmüş. Cephesi  uzun yıllar boyunca yeşil beyaz güzel taşlarla  kaplamışlar, heykellerle süslemişler. Yanına yüksek mi yüksek bir çan kulesini yapmışlar. Kubbesinden ve kulesinden bütün şehri tepeden görmüşler.  Kubbesinin içine en güzel hikayeleri anlatan resimleri yapmışlar.  Nehir kenarındaki şehre bu binayı yapanlar, yaptıklarında demişler ki “bu bina muhteşem ve çok büyük. İleride yeni binalar yapılsa bile hiç biri bu binadan daha büyük ve yüksek yapılmasın. Bu şehirde bu bina hep en yüksek bina olsun. Kimse ona gölge düşürmesin. “

Boğaz geçen şehrin binasının yapımı 27 yıl sürmüş. Başlamışlar ama sonra yerine iyice oturabilsin , sağlam olsun diye beklemişler. Sonra bina birden yükselmiş. Küçük kubbelerin üzerinde büyük bir kubbesi varmış. Çevresinde dört tane incecik kuleler bulunuyormuş.  Şehirde, tepede en yüksek bina olmuş.  Boğazın denizle birleştiği yerde şehrin tacı gibiymiş. Güneş binanın arkasından  batarken heybeti arttıkça artarmış. İçine girildiğinde, kubbesi altındaki pencerelerden giren güneş ışığı ile kubbe uçuyor gibi hissedilirmiş. Duvarlarında çiniler, kocaman levhalarda yazılar varmış. Boğaz geçen şehirdeki binayı yapanlar, nehirli şehirdeki binayı yapanlar gibi;  “bu bina muhteşem ve çok büyük. Yeni binalar yapılsa bile hiç biri bu binadan daha yüksek yapılmasın. Bu şehirde bu bina hep en yüksek bina olsun. Kimse ona gölge düşürmesin. “dememişler .

Yıllar yıllar geçmiş. Yaptıranların torunlarının torunlarının torunlarının torunlarının torunları yaşamaya başlamış bu iki şehirde. İnsanlar ölmüş, insanlar doğmuş. Savaşlar, depremler olmuş. Bu iki bina hep ayakta kalmış. İki şehir de çok büyümüş. Yeni insanlar gelmiş, yeni binalar yapmış. Yeni malzemeler ile göğe yükselen,  çok çok yüksek yapılar yapabiliyorlarmış.

Nehirli şehire yeni  malzemeleri ile gelen yeni insanlar, dedelerinin verdikleri sözü unutmamışlar. Nehir geçen şehirdeki binadan daha yüksek binalar yapmamışlar, o muhteşem binalarına gölge düşürmemişler. Boğaz geçen şehire gelen yeni insanlar ise bir söz vermediği için en yüksek binaları biz yapalım demişler. Muhteşem binalarının arkasına iki çok yüksek kule yapmışlar. Bu heybetli binaya gölge düşüren  iki kulak takmışlar. Arkasından güneş batmaz olmuş. Sonra anlamışlar yaptıkları hatayı ama iş işten geçmiş.. Kısaltalım bu kulakları demişler, becerememişler.  “Ah, ahh ! Eskiden bu bina ne güzel görünürdü. Ondan heybetlisi, görkemlisi  yoktu” diye ağlamışlar.

Şimdi nehir geçen şehirdeki bina hala o şehrin en yüksek ve en heybetli binası olarak ayakta durur, Boğaz geçen şehirdeki bina ise orda yaşayanlarla birlikte ağlar durur.

(*) Floransa Doumo Katedrali ve İstanbul Süleymaniye Camii

Doumo:

İnşaat başlangıç: 1296 /Tamamlanma: 1436 / Cephe:1887

Uzunluk: Zeminden kubbenin ortasi:153 m   / Genişlik: 13,41m

Kubbe yüksekliği (dış): 103 m / Kubbe yüksekliği (iç): 90 m /Kubbe çapı (iç): 41,98 m

Çan kulesi yüksekliği: 84,70 m

Süleymaniye:

İstanbul Süleymaniye Camii ve arkadaki kuleler
https://www.hurriyet.com.tr/gundem/16-9-tirastan-kurtuldu-silueti-bozan-kuleler-yasallasti-40714741

Mimar: Mimar Sinan

İnşaat başlangıç tarihi: 1550 /Tamamlanma tarihi: 1557

Genişlik: 63 metre /Kubbe yüksekliği (iç): 53m /Kubbe çapı (iç): 27,5 metre

Minare sayısı: 4 /Minare yükseklik 76m

Yorum bırakın